Tüm Kuzeydoğu Bulgaristan-Varna, Dobrich, Silistra, Shumen, Razgrad, Targovishte ve Ruse bölgesinin  ortak  paylaşım  adresi  dobruca.net !

www.dobruca.net





NAZIM HİKMET - HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN 

 

 





Can Yücel

Bilmelisin ki...
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Bilmelisin ki ...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,
anlam yükü o kadar azalır.

Bilmelisin ki ...
Karsındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Bilmelisin ki ...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Bilmelisin ki ...
Tecübenin kaç yasgünü partisi yaşadığınızla ilgisi
yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki ...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi,sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil

Bilmelisin ki ...
Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da
ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki ...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Bilmelisin ki ...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin
için dönmesini durdurmuyor.

Bilmelisin ki ...
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz

Bilmelisin ki ...
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini
sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri
anlamına gelmez.

Bilmelisin ki ...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Bilmelisin ki ...
sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar
sürüyor.




 Can Yücel - Aşk Ayakkabıdır


Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler.
Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını, sıkıntılarını, kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp "zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Âşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir".
Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakâr çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez" ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka" ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" âşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.
Evet, aşk "ayakkabıdır"
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca "bir miktar "ömrünü uzatmış olursanız;
"delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır" !

Can YÜCEL

Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar

"Ne hesabını veremeyeceğim bir günüm oldu ne de vicdanımı lekeleyen bir geçmişim...... Ne hissettiysem onu söyledim , onu yaşadım... Yaşadığım bir tek andan bile pişmanlık duymadım... Asla keşkelerim olmadı... Hiçbir zaman kendimle vicdan mahkemesi yapmak zorunda kalmadım... Karşıma bazen gerçek yüzler , bazen sahteler çıktı ama olsun ben yine sadece hislerimle yaşadım.. Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim , ya da asla birini severken karşılığını beklemedim... Dostluğuma değer biçmedim , sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim... Sevdiysem sonuna kadar gittim,bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim... Bazen çok kırıldım , bazen belki de kırdım... Ama hata insana mahsustur dedim..Affettim , af diledim.. Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim.. Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.Belki de içten içe sinsice güldüler... Ama asıl unuttukları şuydu... Ben aldanmadım... Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar... Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için... Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için...... Oysa ben hiç insan kaybetmedim... Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar...


"Nergis çiçeğinin hikayesi..
Neyi arıyorsan sen O'sun" der Mevlana...
Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık...
Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sü­rükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır a...slın­da, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü...
Her aşkta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerlerimizdir. Resimlerini yanyana koyun sevdiklerini­zin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size...
Aşk denilen kaleydoskobun buzlucamına gözünüzü dayadığınızda, binbir camın rengarenk ışıklar saçarak döndüğünü ve her seferinde bambaşka şekiller ördüğü­nü görürsünüz.
Her camda, farklı bir ren­giniz vardır; her şekilde sizden bir parça... Aşklarınız hülasanızdır. Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın, farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam par­çalar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz...
Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizde­ki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki si­zin ilhamınız, tenindeki sizin ısınız... Yoksa hâlâ bir sevdiceğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır... Aşk, narsizmdir.
Kendimiziz her aşkta arayıp durduğu­muz, peşinde olduğumuz... Bir omza sığınmanın şefkatinde de, bir göğsü dişlemenin şehvetinde de kendimize açılan kapılar var. Sevda, çevrildikçe içimizin farklı ışıkları­nı yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.
Narcissus'u bilirsiniz: Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya doyamazmış kendine... Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran...
Bir gün ır­mak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü... uzanıp, iyice bak­mak istemiş. Tam gördüğünde kendini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya... Yeryüzünün en güzel insanının öldüğü­nü duyan Tanrı, unutulmaması için O'nu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş.
Narcissus, nergis olmuş.
Kıssadan hisse, benden size tavsiye, ta­ze bir nergis verin bugün sevgilinize...
Sonra da, nerede baharsa mevsim, ro­tasını oraya çevirip içindeki eski baharla­ra koşan bir gezgin gibi "Bahar getirdim sana" deyin, baharın elinizde olduğunu unutmadan...
Gözlerinizdeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; dikkat edin de hayran olup düşmeyin!
Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin
...

Can Dündar...

Dostluk
Dostluk oturup saatlerce konuşabilmek, konudan konuya uçar gibi zıplamak, fikirleri tartışmak değilmiş....
  • Dostluk, onun ihtiyacı olduğunda sessizce onu dinleyebilmekmiş...
  • Dostluk, O'na kendi bakış açımı göstermek ve onun farklı bir görüş kazanmasını sağlamak değilmiş...
    Dostluk, ne kadar ters olursa olsun, O'nun gözleri ile bakmayı başarabilmek demekmiş...
  • Dostluk, dostun bir yanlıştan öbür yanlışa adeta sürüklenircesine giderken, O'na dur demek ve hata yapmasını engellemek değilmiş...
    Dostluk, O hata yaparken, acı çekerken ve sonucunda tecrübe kazanırken bu süreçleri onunla birlikte yaşayabilmek demekmiş...
  • Dostluk, O'na neyin doğru olduğunu söylemek değilmiş...
    Dostluk, Onu kırmadan saygı ile dinleyebilmek ve söylediklerini eleştirmeden anlayabilmek demekmiş...
  • Dostluk, O'nun duygularını hiçe sayarak, katı dürüstlük demek değilmiş...
    Dostluk, bazen Onun duymak istediğini söylemek demekmiş
  • Dostluk, O'nun adına karar vermek demek değilmiş...
    Dostluk, Onun ne istediğini öğrenmek için çaba sarfetmek demekmiş...
  • Dostluk, O'nu aynı ruhun parçası gibi benimsemek değilmiş...
    Dostluk, O'nun tecrübesine, duygularına, düşüncelerine, kararlarına, isteklerine, hayallerine saygı gösterebilmek, farklılıklarını görebilmek demekmiş...
  • Dostluğu tanımlayan ve yapılması gereken bir kurallar listesi yokmuş...
    Çünkü yapılan herşey doğal olarak kendiliğinden olurmuş...eğer olmuyorsa, o zaman dostluk zaten yokmuş...

    İşte Gerçek Dost


    Genç adamın biri, dermiş babasına her gün
    benim de dostlarım var , sendeki dost gibi
    baba, itiraz eder olmaz çok dost, hakikisi
    belki bir , belki iki, fazlasını bulamazsın gerçek , hakiki
    devam eder durur konuşma
    aralarında başlar bir tartışma, karar verirler bir sınava,
    dostun hakikisini anlamaya...
    bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala baba derki oğluna,
    hadi al bu çuvalı , şimdi götür dostuna
    çuvaldan kanlar damlamakta , sanki öldürmüşler de bir adamı koymuşlar çuvala
    çalar kapıyı
    dost bakar ki bir çuvala hemde kanlı
    kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, almaz içeri arkadaşını
    böylece tek tek dolaşır delikanlı,
    kendince tanıdığı sevdiği dostlarını
    ne çare hepsinde de sonuç aynıdır
    evlat geriye döner
    ama içten yıkılır....
    babasına dönerek, haklıymışsın baba der dost yokmuş bu dünyada ne sana nede bana
    baba hayır evlat der benim bir dostum var bildiğim hadi çuvalı alda bir kerede git ona
    genç adam çuvalı sırtlar tekrar alnından ter , çuvaldan kanlar damlar..
    gider baba dostuna
    kabul görür sevinir
    o dost delikanlıyı alır hemen içeri geçerler arka bahçeye bir çukur kazarlar birlikte
    çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, üzerine de serpiştirirler toprak
    belli olmasın diye dikerler sarımsak
    genç adam gelir babasına
    baba işte dost buymuş diye konuşunca babası daha erken o belli olmaz daha
    sen yarın git ona çıkart bir kavga atacaksın iki tokat hiç çekinmeden ona
    işte o zaman anlaşılacak dostun hakikisi sonra gel olanları anlat bana
    genç adam aynen yapar babasının dediğini maksadı anlamaktır dostun hakikisini
    babasının dostuna istemeden basar iki tokadı der ki tokadı yiyen DOST
    git de söyle babana biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!!!

    Can Yücel - Anladım

    Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
    kendimi bulduğumda anladım.

    Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
    kendi yolumu çizdiğimde anladım.

    Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
    Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.

    Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
    Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.

    Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
    Neden kendine aşık olduğunu anladım.

    Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
    Neden hiç ağlamadığını anladım.

    Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
    Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.

    Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
    Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.

    Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
    Çok acıttığında anladım.

    Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
    Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.

    Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
    Yüreğini elime koyduğunda anladım.

    Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
    Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.

    Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
    Sana git dediğimde anladım.

    Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
    Git dediklerinde gittiğimde anladım.

    Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
    Aslında hep yanımda olduğunu anladım.

    Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
    Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.

    Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
    Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.

    Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
    Gerçekten pişman olduğumda anladım.

    Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
    hâlâ sevgi varsa içinde eğer.

    Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
    Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,

    sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
    Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.

    Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
    Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.

    Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
    ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...




    HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !

    Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
    inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
    olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
    yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
    yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
    hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
    neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
    karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
    Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
    zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi
    halin cezanda indirim sağlamaz.


    Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
    yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
    karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
    karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
    gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,
    güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
    "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
    aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
    engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
    yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
    için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
    Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o
    lüksü sonuna kadar yaşasın.


    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
    yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
    yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu
    hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir
    eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken
    de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
    sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
    verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında.
    Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de
    cabası....


    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
    asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
    de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
    sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter
    ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
    duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
    zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
    değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

    NAZIM HİKMET


    YENİDEN BAŞLAYABİLSEYDİM EĞER

    Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
    İkincisinde daha çok hata yapardım
    Kusursuz olmaya çalışmaz, sırt üstü yatardım.
    Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar
    Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
    Temizlik sorunum olmazdı
    Daha çok riske girerdim
    Seyahat ederdim daha fazla
    Daha çok, güneşin doğuşu izler,
    Daha çok dağa tırmanır,
    Daha çok nehirde yüzerdim.
    Görmediğim birçok yere giderdim
    Dondurma yerdim doyasıya,
    Ve daha az bezelye.
    Gerçek sorunlarım olurdu
    Hayali olanların yerine
    Yaşamın her anını gerçek ve
    Verimli kılan insanlardandım
    Yeniden başlayabilseydim eğer,
    Yalnız mutlu anlarım olurdu.
    Yaşam budur zaten.
    Anlar, sadece anlar.
    Sizde “an”ı yaşayın!
    Hiçbir yere yanında
    Termometre, su, şemsiye ve
    Paraşüt olmadan gitmeyen insanlardandım ben
    Yeniden başlayabilseydim
    İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım
    Ve sonbahar bitene kadar
    Yürürdüm çıplak ayaklarla
    Bilinmeyen yollar keşfeder,
    Güneşin tadına varır,
    Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
    Ama işte seksen beşindeyim
    Ve biliyorum ölüyorum.
    Jorge Luis Borges

    Necip Fazıl Kısakürek

    Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
    Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
    Domatesci, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
    Eskici bağırır ama antikaci bağırmaz.
    İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
    Popcular, rockcular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
    Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor.
    İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur

 
 RİSK

 
Gülmek; "SAF" denme riskini göze almaktır.

Ağlamak ise; "DUYGUSAL" görünme riskini...

Birine yakınlaşmak; "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini,

Duygularını açmak; "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini,

Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;

"ONLARI BAŞKASINA KAPTIRMA" riskini göze almaktır.

Sevmek; "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...

Yaşamak ise; "ÖLME" riskini göze almaktır.

Umutlanmak; "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini

Çabalamak ise; "BAŞARISIZ OLMA" riskini göze almaktır...

Ama riskler yaşanmalıdır,
çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir
ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.

Leo F.Buscaglia



KISA VE ÖZ

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zatenkapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine kararverir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.Birkaç
kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine
inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey
yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak
hazırlamaktadır.Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam
edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir
adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:

1. Kalbinizi nefretten arındırın - Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın - Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin...

YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar
.

Pablo Neruda
 


SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN-Can Yücel
 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç!…

Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin!…

Yaşadıklarını kar sayma;
Yaşadığın kadar yakınsın sona…
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün!…

Gülebildiğin kadar mutlusun,
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin…
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin!…

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer,
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın…
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer,
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın!…

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın…
Unutma! Yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ıssıttığı kadar sıcak!…
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın,
Ve güçlü hissetiğin kadar güçlü…
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin!…

Bunu unuttuğunda aldığın ner nefes kadar üşürsün,
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutursun…
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli…
Bebek ağladığı kadar bebektir,
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin!…
bunu da öğren!…


Sevdiğin kadar sevilirsin !!!


 


 
Öğrendim-CAN YÜCEL
Insanlara kendimi zorla sevdiremeyecegimi ögrendim.
Yapabilecegin tek sey sevilebilecek biri olmak.
Gerisi onlara kalmis...
Insanlari ne kadar düsünürsen düsün,
Onlarin seni o kadar düsünmediklerini ögrendim.
Güven elde edebilmek için yillarin gerektigini,
Ama yok etmek için saniyelerin bile yettigini ögrendim.

Önemli olanin hayatindaki esyalarin degil,
Hayattaki kisilerin oldugunu ögrendim.
Insanin ancak 15 dakika çekici olabildigini,
Ondan sonra alisildigini ögrendim.
Kendimi karsilastirmak için baskalarinin en iyi yaptiklarini degil, Kendi
en iyi yaptiklarimi kistas almam gerektigini ögrendim.
Insanlar için olaylarin degil, onlarin daha önemli olduklarini ögrendim.

Her ne kadar ince kesersen kes,
Kestiginin her zaman iki yüzü olacagini ögrendim.
Sevdigin kisilere sevgi dolu sözler söylemen gerektigini,
Belki bunun onu son defa görüsün olabilecegini ögrendim.
Her ne kadar onu çok düsünsen de,
Yine de gidebilecegini ögrendim
Kahramanlarin, yapilmasi gerekenleri ne pahasina olursa olsun,
Yapanlar oldugunu ögrendim.

Insanlarin seni hep hesapsiz sevdigini, Ama bunu nasil göstereceklerini
bilemediklerini ögrendim.
Sinirlendigimde gerçekten buna degse bile asla acimasiz olmamam
gerektigini ögrendim.
Gerçek dostlugun ve gerçek askin aramizda uzak mesafeler olsa bile
büyüdügünü ögrendim.
Birisinin seni istedigin gibi sevmemesi,
Onun seni tüm benligiyle sevmedigi anlamina gelmedigini ögrendim.
Bir arkadasin ne kadar iyi olursa olsun seni üzecegini
Ve senin yine de onu affetmen gerektigini ögrendim.

Bazen baskalari tarafindan affedilmenin yetmedigini ögrendim.
Kendini de affetmeyi ögrenmelisin.
Kalbin ne kadar kirilmis olursa olsun,
Dünyanin senin acilarindan dolayi durmayacagini ögrendim.
Geçmisimiz ve durumumuzun oldugumuz kisiligi etkiledigini,
Ama olmamiz gerekene karsi sorumlu oldugumuzu ögrendim.

Iki kisinin tartismasinin, birbirlerini sevmedikleri anlamina gelmedigini
ögrendim.
Ve tartismadiklari zaman da sevdikleri anlamina gelmedigini.
Bazen kisiligini eylemlerinin önüne koyman gerektigini ögrendim.
Iki kisinin tamamen ayni olan bir seye baktiklarinda bile
Farkli seyler görebildiklerini ögrendim
Hayatlarinda her zaman dürüst bir sekilde daha ileriye gitmek isteyen
kisilerin,
Sonuçlari önemsemediklerini ögrendim.
Seni dogru dürüst tanimayan kisilerin,
Hayatini birkaç saat içinde degistirebileceklerini ögrendim.

Verebilecegin bir sey kalmadiginda bile bir arkadasin agladiginda, Ona
yardim edebilecek gücü bulabilecegini ögrendim.
Yazmanin, konusmak kadar duygusal gayret gerektirdigini ögrendim.
En fazla önemsedigim kisilerin, benden hep uzaklastirildiklarini ögrendim.
Insanlari üzmeden ve duyarli olarak kendi fikirlerini söylemenin
Çok zor oldugunu ögrendim.

Sevmeyi,
Ve sevilmeyi ögrendim...
Ögrendim


 İnsan bazen arkadaşlarına sevgili gibi davranıyor.
Sahipleniyor, kıskanıyor ama gırtlağına çökmeden.
Tatlı tatlı flört ediyor ama sınırları aşmadan.
Birlikte gülmekten ölüyor, çok ama çok eğleniyor, dağıtıyor, yerlere düşüyor, gecenin cılkını çıkartıyor ama o arkadaş ya, sevgili değil ya, hiç sorun olmuyor.
Herşeyi konuşuyor, pek fazla sansür uygulamıyor, sürekli anlatıyor, fazlasıyla ilgili oluyor; kulaklarını kocaman kocaman açıp, dinliyor.
En önemlisi de büyük bir coşkuyla sonsuza kadar yapılan işler üzerine konuşabiliyor, çünkü iş paylaşılabiliyor, birlikte benzer işler üretiliyor.
Müthiş bir keyifle dedikodu yapabiliyor, hatta kendi karısını, kocasını, sevgilisini bile çekiştirebiliyor.
Arkadaşlık, bu açıdan insanın hayatını idame ettirebilmesi için büyük bir avantaj oluyor.
Ama insan sevgilisine her zaman arkadaş gibi davranamıyor.
Bir kere eleştiriler, haliyle bu kadar net dile getirilemiyor. Sevgiliyle bir arkadaşla konuşulduğu gibi her zaman rahat da konuşulamıyor. Tehlikeli sularda dolaşmaktan kaçınmak gerekiyor. Çünkü sonuçları var bunun, bedelleri var bunun, ödemek gerekiyor, burnundan fitil fitil getirebilir, dikkatli olmak gerekir, çünkü sevgililik onuru yaralanıyor.
İnsan, sevgiliyken, evliyken çok daha hassaslaşıyor.
En küçük şeye bile ‘‘Bana bunu nasıl yapar?'' oluyor.
Oysa arkadaşının kaldırabileceği sınırlar çok daha geniş.
İnsan her zaman sevgiliyi dinlemek de istemiyor, bütün gün başka insanları dinlemiş olduğundan yorulmuş oluyor, gına gelmiş oluyor. Ya da karşındaki seni dinlemek istemiyor. Eve bir sessizlik çöküyor, ‘‘Tetiği ilk kim çekecek?'' diye gergin bir bekleyişe giriliyor.
Bir de tabii sevgiliyle ya da kocayla sabahlara kadar zıplanıp eğlenilemiyor. Kalabalık içinde işin içine başkalarının ne düşüneceği girdiğinden gerilim artıyor, ‘‘biz''i düşünmekten ‘‘ben'' karambole gidiyor.
Sevgiliyle başka bir koza yaratılıyor, o koza içine giriliyor, hiç itirazım yok, o da güzel ama ayrı kategorilerdeki ilişkiler gibi sanki: Arkadaş olunca başka şeyler paylaşılıyor, sevgili ya da evli olunca başka şeyler paylaşılıyor.
Bana en iyisi, en güzeli bu iki kategoriyi birleştirebilmek gibi geliyor.
Bunun ideal bir şey olduğunu düşünüyorum: Arkadaş-sevgili olmak.
Hem arkadaşın hem sevgilin gibi olabileceğin biri, hem arkadaşlığı hem sevgililiği paylaşabileceğin biriyle üretmek, gülmek, ağlamak, konuşmak, çekiştirmek çok daha heyecan verici geliyor.
Kolay bir şeyden söz etmiyorum tabii.
Arkadaş gibi zamanı geldiğinde geri çekilebilmek, uygun düştüğünde de sevgili gibi saldırabilmek, bu iki rolü birbirine karıştırmadan oynayabilmek her baba yiğidin harcı değil.
Ama yapabilenler de yok değil.
Ayşe Arman

Peki sizin hiç ruh eşiniz oldumu????

Peki, bir insanın ruh eşiniz olduğunu nasıl anlarsınız? Kendi düşüncelerimle izah etmeye çalışayım. Bana göre insanların yanlış düşündüğü bir nokta var. Bir insanın ruh eşiniz olması için illaki onunla çok iyi anlaşıyor olmanız gerekmez. Bazen hiç iyi anlaşamadığınız bir insan da olabilir bu! Hatta yaşınız, konumunuz, yaşama bakışınız, inançlarınız, her şeyiniz farklı olabilir. Bu durum ruhların bütünleşmesidir. Birbirini tamamlayan iki ruhun bir araya gelmesidir. Bunu sadece o iki insan hisseder. O insanla beraberken sanki tüm dünya durmuş size bakıyor gibi gelir aşkınıza şahit olarak. Adını koyamadığınız bir şeyler vardır ortada. Bitirmek isteseniz de bitmiyordur bir şeyler, bir noktada tekrar başlıyordur. Her türlü kırılmışlığa ve imkânsızlığa rağmen, sanki kötü hiç birşey olmamışçasına devam ediyordur kaldığı yerden. Ummadığınız zamanlarda sürpriz karşılaşmalar oluyordur örneğin. Enerjileriniz birbirini çekiyordur uzayda. Ruhunuzun onunla mutlu olduğunu hissedersiniz. Başkalarında eksik kalıyordur her şey, bütünleşmiyordur. Ruhunuz mutlu değildir başkalarında, diğer yarısını arıyordur hep. Ancak onunla olduğunda huzura eriyordur. Boşuna aramayın bu hisleri, başkasında bulmanız çok zordur..

Her zaman iki doğru insan beraber olabilecek diye bir kural da yok ne yazık ki! Bazen hayat ruh eşlerinin buluşmasına izin vermeyebilir. Belki yanlış zamanda karşılaşmıştır bu iki doğru insan. Ama doğru doğrudur, öyle de olmalıdır. Yanlışları insanlar kendi düşüncelerinde yaratır. Yanlışları doğrulara çevirmek bizim elimizdedir.

Ben derim ki, eğer bir insanı gerçekten sevdiğinize ve onun ruhunuzun diğer yarısı olduğuna inanıyorsanız, nerde ve kimle olursa olsun bırakmayın. Yoksa ruhunuz hep isyan edecektir. Yanlış insanlarla yanlış oyalanmalar ve kısa süreli mutluluklar yaşamak zorunda kalacaksınızdır hep. Kısa süreli tatminlerle hayatı geçirmek zorunda kalacaksınızdır. Oysa belki de ruhunuzun mutluluğu sandığınızdan daha yakındır size.. Görüyorsunuz ama bakamıyorsunuzdur belki de…

 





Bir Düş Seç Sevgili

Bana bir renk seç sevgili, düşlerinde çiz resmimi.
İster mavi yap, ister yeşil, sen yeter ki bir renk seç!

Çocukken kurduğum hayallere benzer yerler düşle sevgili, sihirli ağaçlar koy ormana ya da dilekleri kabul eden bulutlar uçur gökyüzünde;
yeter ki bir düş kurmayı becer.

Sen aşkımıza bir isim ver sevgili! Hiç bilinmeyen bir dilde, anlamsız bir sözcük belirle istersen.
Sadece ikimizin bildiği lisandan, tek bir kelime seç sevdamıza,
yeter ki aşkı anlatsın harfler.

Bir şarkı söyle sevgili!
Namesini duyanın yüzünde tebessüm olsun. Sözünü duyanın gözleri dolsun. Ne kadar romantik olsa da, aşk gibi insanın içine neşe dolsun.
Bir nota seç yeter ki, tınladığında her yürek sevgiye koşsun.

Bir anı seç sevgili!
İçinde ikimizin en mutlu hatırası olan, ister bir sohbet anını, ister çılgın sevişmenin son nefesini; yeter ki gözümüzün önüne gelince hasret duyalım birbirimize!

Bir şiir yaz sevgili!
Neden kavuşamadığımızı anlatan, sözcüklerin bile ağladığı bir şiir;
yeter ki içinde ümit olsun vuslata!

Bir film seyret sevgili!
Kahramanlarını bizim yerimize koy. Onlarda gör açıklarımızı, yanlışlarımızı, yalnızlığımızı; sonra dillendir o karakterleri,
yeter ki sonunda birleştir ellerini!

Bir rüzgar seç sevgili!
İster kuzeyden gelsin, ister doğudan; yeter ki senin kokunu taşısın bana bozulmadan.
Özlemimin kokusunu da geri getirsin sana.

Bir yıldız seç sevgili!
İster kuyruklu olsun, ister tek başına ayın yanında dursun. Yeter ki,
ikimiz de başımızı kaldırınca gökyüzüne aynı ışığı görebilelim!

Bir yol bul bize sevgili!
Bu ayrılığa katlanmayı sağlayacak, özlemin ağırlığını sırtımızdan alacak,
yan yana uyumamıza çözüm olacak bir yol bul!

Veya bir ölüm seç bize sevgili!
Eğer aşk, birleştiremiyorsa bu iki büyük yüreği; başarısızlığımıza ağlamadan, el ele tutuşup sessizce,
başka bir yerde deneyelim sevmeyi!

Sen birini seç yeter ki!

Candan Ünal

Varna dan Gelen Gemiler

İstanbul Boğazı’nda
Bir yaz akşamın da
Seyrederken denizi
Bakıyorum gelip geçen gemilere
Suda kuru yaprak misali
Sallanan balıkçı sandalları.
Tıklım tıklım yolcularıyla
Kayarcasına giden vapurlar.
Şehir Hatları’nın düdük sesleri
Martıların çığlıkları.
Gidip gelen, kıyıya vuran
Dalgalar dalgalar…
Kapıp beni, alıyor içine
Alıp ta uzaklara
Sonsuzluklara
Götürüyor dalgalar..

Kaptırmışken yüreğimi dalgalara..
Birden bir koca gemi geçiyor
Bordosunda Varna yazan
Varna dan gelen gemilerde hasret
Varna dan gelen gemilerde hüzün var.
Sonra şairler şairi geliyor akılma
Memleketinden gelen gemileri
Uzaktan yüreğiyle okşayan
Okşarken elleri yanan
Hasret ateşiyle kavrulan
Varna Limanı’ndaki şair
Nazım Hikmet geliyor hatırıma

Yıllarca vatan hainliğiyle suçlanmış
Vatansever Nazım Hikmet
Anadolu da bir ağaç gölgesi yerine
Mezarı bile
Çok sevdiği yurdundan uzakta
Taa..Uzaklarda kalmış.
Ayırmışlar onu
Sağ yanındaki Şehit Ayşe’sinden
Sol yanında ki Irgat Osman’ından..
Hasret kalmış


Ama yazmış
Yazmış bir bir
Yurt sevgisiyle
Memleket sevgisiyle
Vatan aşkıyla yazmış.
Yazmış memleketimden
İnsan manzaralarının içinden
Yazmış Kurtuluş Savaşı’mızı
Kuvvayı Milliye’mizi
Destanımızı yazmış
Yazmış
Mavi gözlü
Sarı saçlı kalpaklımızı
Mustafa Kemal'imizi,
Ata’mızı yazmış
Yazmış bütün coşkusuyla.
Hainler; emperyalistlere
Yağ çekerken...
İşbirlikçiler; efendilerine
El pençe, iki büküm eğilirken..
Yazmış Şeyh Bedrettin’i
Cezaevinde yatarken...

İnsanın insanı ezmediği
Sömürmediği bir dünyayı yazmış
Yazmış bir ağaç gibi
Tek ve hür yaşamayı
Ve bir orman gibi kardeş olmayı.
Yazmış
Okuyalım diye
Okuyup anlayalım diye
Okuyup paylaşalım diye
Okuyup insanca yaşayalım diye..
Okuyup dünyada dik duralım diye

Bugün de..
Bugün de
Varna dan gelen gemilerde hasret
Varna dan gelen gemilerde hüzün var
Hasretiz.
Hasretiz O’na dünyalar kadar.

İsmail Aydoğmuş


Bana bir renk seç sevgili, düşlerinde çiz resmimi. İster mavi yap, ister yeşil, sen yeter ki bir renk seç!

 


İletişim : dobruca@dobruca.net   ;  varnali@dobruca.net
Copyright © www.dobruca.net
Bu websitesi webservis hosting paneli tarafindan olusturulmustur